26 Mayıs 2016 Perşembe


Denizli,de ilk ev Hemodiyaliz hastası olarak çok şanslıyım.
Yaklaşık 8 ay önce evime diyaliz makinem geldi.
Emeği geçenlerden ALLAH razı olsun.
Benim eğitimimde emeği geçen ,Diyaliz Teknikeri 
Melike Ünver'e çok teşekkür ederim.



video

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Hastalık


                                                 Hastalık 


İlk hastalığa yakalandığım gün moralim çok bozulmuştu. Nede olsa eskisi gibi değildim. Ve acıların artık beni ağlatacağı, düşündüreceği, ve hayal kurduracağı anları hissetmeye başlarsın. Herkes ilgi gösterir seni   " merak etme düzeliceksin " derler. Bir an sevdiklerin pervane olur etrafında onların bu ilgisi seni umutlandırır. Sonra tedaviye başlanır, artık o bana haftada 3 gün benim kolumu acıtacak olan iğneler adeta canımı yakarak yavaş yavaş koluma saplanır. Zor gelir canın yanar ağlarsın niye ben dersin bir an ne zaman bitecek bu acılar dersin. Cahillik zaten diz boyu hamlıktan erginliğe doğru yürürsün ,halbuki acı çektikçe  büyür insan düşünür umut eder yarınlarım daha güzel olacak der. En güzeli ALLAH'a hamd etmenin güzelliğini yaşar. Bazen bir hastalık bazen bir musibet insanı kendine getirir. ALLAH kulum kendine gel der bu Rabb'imizin şefkat tokadıdır. Bizi uyandırır ki insanları , hayatı, yaşamayı , doğayı , ve en güzeli vermiş olduğum nimetleri gör,tanı ve şükür et der adeta.  Haftalar geçer biraz kendine gelirsin. Sevenlerin ziyaret eder memnun olursun, bazen duygulanırsın sağlıklı günlerini ve sevdiklerinde geçirdiğin o anıların gelir aklına duygulanıp ağlarsın. Ağladıkça açılırsın içindeki umutları paylaşırsın. Ama gün gelip bitecek dediğin hastalığın geçmez ve bir an karamsarlığa düşersin huyun değişir bazen, kabullenmez sin  Hastalığı'na hani dersin kaç yıl oldu. Hani benim umutlarım nerede dersin ağlarsın bazen gizli gizli ,çareyi her zamanki gibi dua da bulursun. ALLAH'ım şifa ver ya Rabbim dersin. Ağladıkça umut eder ALLAH' tan hakkımda hayırlısını ver dersin. Yıllar artık seni olgunlaştırmaya başlar alışırsın. Buda geçer der gözyaşını siler yeniden umutlanırsın. İnşallah sözünü hep söylersin. Unutursun hastalığının sana verdiği acıları , adeta arkadaşınmış gibi gelir bağlandığın makina ,ve olacak bir gün diye hep hayal eder ,ALLAH,a  hep şükreder verende O , alanda O dersin. Tedavi devam eder zaman gelip geçer, eskisi gibi olacağım ben hasta değilim dersin. Kendine gelip bazı şeyler yaparsın hastane ile ev arası çizgiden çıkıp ben kendimi geliştirmeliyim der hayata sımsıkı bağlanırsın. Ailen 3 ise dört olursun onlar için yaşamalıyım dersin bırakamazsın artık kendini . Ailen için yaşarsın ve ALLAH,ım beni aileme ve sevdiklerime bağışla dersin. Ölümü hep düşünür ALLAH'a kul gibi yaşamaya devam eder kaderine razı olursun. Sonsuz şükürler olsun Rabbim sana verdiğin nimetler için, sağlık , sıhhat ve afiyet ver. 

Not: bu yazımı Diyaliz seansında yanıma yeni bir hasta geldiğinde ilk hasta olduğum gün hatırıma geldiğinde yazmıştım :-)

Gülebiliyorsak ve ALLAH'a şükür edebiliyorsak hayattan zevk alıyoruzdur. 

Bu yazımı okuyanlara Rabbim sağlık versin.
                                           Aytaç Alca  (aytac2020)





29 Nisan 2013 Pazartesi

ZEMZEM SUYU !


Zem Zem suyunu Turnusol kağıdı ile test ettim.

Annem Nisan ayının ilk haftasında Umreden geldi. 10 günlük Umre ziyareti sonrası bizlere hediye ve benim için çok değeri olan ZemZem suyunu getirdi. Sayın Kemal Milar beyden edindiğim ve öğrendiğim bilgilerden sonra Zem Zem suyunun ph oranının yüksek olduğunu ve daha evvelden edindiğim bilgiler doğrultusunda Zem Zem suyunun ne kadar sağlıklı ve şifa verici olduğunu öğrenmiştim. Bende hem kendi kullandığım Sodyum Bikarbonat testimi ve ZemZem suyunun testini yaptım. Resimde gördüğünüz Turnusol kağıdı ile yapmış olduğum PH testidir. sağdaki Zem Zem suyunun , soldaki ise benim tükürük testimdir. Gördüğünüz gibi sağdaki mavi renkli turnusol kağıdının rengi hiç değişmedi . Benim kullandığım Bikarbonat seviyemde fena değil.
Aradaki farkı görmüş olup sayfamın değerli ziyaretçileri ile paylaşmak istedim. Ayrıca sizlere ZemZem suyunun hikayesini paylaşmak istedim.



Hz. İbrahim (a.s.), Cenab-ı Hakkın emri üzerine hanımı Hacer validemizi ve henüz süt emmekte olan oğlu Hz. İsmail'i bugünkü Zemzem kuyusunun bulunduğu yere bıraktı. O tarihte Mekke'de hiçbir insan yaşamıyordu. İçecek su da yoktu. Hz. İbrahim, hanımı ve oğlu için biraz hurma ve bir miktar da su bırakarak oradan ayrıldı. Yiyecek ve içeceğin bulunmadığı bu ıssız yerde kalmak Hz. Hacer'e çok zor geldi. Ancak, kendilerini oraya bırakmasını Hz. İbrahim'e Cenab-ı Hak emrettiğine göre düşünmek yersizdi. Çünkü, rızkı veren Allah elbette kendilerinin durumunu da görüyordu.

Bir müddet sonra Hz. İbrahim'in bıraktığı su bitti. Hz. İsmail ağlamaya, su istemeye başladı. Annesi ne yapacağını şaşırdı. Süt yok ki emzirsin, su yok ki içirsin. Hz. İsmail'in ağlamalarına daha fazla dayanamadı. Safa Tepesine çıktı. Birini görebilmek ümidiyle sağa sola baktı. Kimseyi göremeyince de Safa ile Merve arasında koşmaya başladı. Yedinci defa Merve'ye çıktığında bir ses işitti. Zemzem Kuyusunun yanında Hz. Cebrail'i gördü. Cebrail (a.s.) kanadıyla (bir rivayette ayağıyla) yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hz. Hacer buna çok sevindi. Suyun aktığını görünce, “Dur, dur” manasında “Zem zem” dedi ve su akmasın diye önünü kesti, havuz gibi yaptı. Bir taraftan da testisini dolduruyordu. Suyu aldıkça yerinde kaynıyordu. Testisi dolduktan sonra sudan içti ve Hz. İsmail'i emzirmeye başladı. Bu arada Cebrail (a.s.), Hacer'e hitaben:

“Sakın, ‘Helak oluruz, zarara uğrarız' diye korkmayın. İşte şurası Beytullah'ın (Kabe'nin) yeridir. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki,  Cenab-ı Hak o işin ehlini zayi etmez” dedi.

(1) - İşte, Zemzem Kuyusunun ortaya çıkması bu şekilde oldu. Hz. Hacer suyun önünü kesmeseydi ve onu kendi halinde bıraksaydı, bu su bir ırmak olacaktı. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadislerinde bu hakikati şöyle beyan buyurur:

“Allah, İsmail'in annesi Hacer'e rahmet etsin. O, Zemzem'i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.”

(2) -  Zemzem, çok mübarek ve gıdalı bir sudur. Hz. Hacer ve Hz. İsmail, uzun müddet yemek yemeden bu suyla idare ettiler. Bir hadiste Peygamber Efendimiz Zemzem'in bu hususiyetine işaret etmiştir.

(3)  - Bir diğer hadiste de “Zemzem ne niyetle içilirse ona şifa olacağı” buyurulmuştur.

(4) -  Zemzemin ayakta içilmesi meselesine gelince:

İbni Abbas'tan (r.a.) gelen bir rivayette, Peygamberimizin, Zemzem suyunu ayakta olduğu halde içtiği rivayet edilir. İbni Abbas şöyle der: “Ben Resulullaha (a.s.m.) Zemzem ikram ettim, ayakta içti.”

(5) -  Bilindiği üzere Peygamberimiz bir hadislerinde ayakta su içmeyi yasaklamıştır.

(6) -   Bu itibarla, hadis alimleri bu farklı rivayetleri birleştirmişlerdir. Sahih-i Müslim Şarihi Nevevi, bu iki farklı hadis hakkında şöyle der:

“Bu hadislerdeki yasaklama tenzihen mekruh şeklindedir. Ayakta su içmenin caiz olduğunu beyan içindir.” İmam Suyuti Hazretleri de, Peygamberimizin (a.s.m.), Zemzemi ayakta içmesini şöyle izah eder:

“Resul-i Ekremin (a.s.m.) Zemzemi ayakta içmesi, ayakta su içmenin caizliğini açıklama manasındadır.” Hanefi alimleri, İbni Abbas'ın rivayet ettiği hadise dayanarak Zemzemi ayakta içmenin müstehaplığına hükmetmişlerdir.

2 Nisan 2013 Salı

Başka bir alternatif tedavi - GERSON


 - Alternatif tedavi Gerson -
okuduğum bir yazı gerson tedavisi hakkında 



TELEVİZYONDA bir programa konuk olarak katılan gastroenteroloji uzmanı hekime spiker soruyor: "Ortalama olarak bir insanın midesi ne büyüklüktedir?" Doktor yanıtlıyor: "Kişiden kişiye değişmekle birlikte genelde bir insanın kendi yumruğu kadardır. Fakat yedikçe esneme özelliğine sahiptir."
Okuduğum kitabı bir kenara bırakıp elimi yumruk yaparak bakıyorum. İrice bir elma büyüklüğünde. Doktor konuşmasına devam ediyor: "Normalde bir seferde yememiz gereken ölçü iki avucunu bir araya getirdiğinde içine alabilecek tepeleme miktarı geçmemeli."
Sonra iki avucumu bir araya getirip tekrar bakıyorum. Türk geleneklerine göre bir akşam yemeğinde, hele de iftar sofrasında yediklerimizi hayalimde avucumun içine sığdırmaya çalışıyorum. Önce bir tas çorba. Ohoo avucum çoktan doldu. Sonra üzerine etli bir yemek, pilav, patates ya da makarna, yanında salata ve zeytinyağlı...
Mide gerildi ama daha sırada tatlı var. İki dilimcik baklava, belki de muhallebi. Şimdi bunun üzerine güzel bir de çay içilir. Çayın yanında ufacık bir kurabiye de hiç fena olmaz. "Artık yeter" raddesine geldikten sonra televizyon başına geçilir. Mide çatladı çatlayacak ama meyveler de pek tazeymiş. Hem iyi gelir, yediklerini bastırır, dizi seyrederken yediğini bile fark etmezsin.
Bir dilim karpuz, biraz üzüm, biraz kiraz. Bütün bunları düşünürken hâlâ avucuma bakıyorum. Ne bir avucu, ne iki avucu... Bu yiyecekler dört avucu doldurur da taşar bile. Ama olsun, "Can boğazdan gelir" demiş atalarımız. Ya sonra ne olur? Bir süre sonra kendini iyi hissetmediğin bir gün doktora gidersin.
Diyabet, gut, damar sertliği, kanser gibi hep başkalarında duyduğun ama kendine hiç yakın etmediğin hastalık ismi kendi isminin altına teşhis olarak yazılıverir. Hastalığın gerçek sebebi ister genetiksel, ister stres her ne olursa olsun bütün bu hastalık için her doktordan aynı tavsiyeyi duyarsın: "Dengeli beslenme ve spor şart. Daha çok sebze ve meyve ağırlıklı yiyecekler bundan sonraki beslenme tarzını oluşturmalı."
Doktor tavsiyelerini takiben eş dost sohbetlerinde devreye "yiyeceklerde hormon, organik gıda, sentetik boyalar, genleriyle oynanmış yaratık tavuklar" gibi konular girer. Kafan allak bullak, sağlık alarm zillerinin hepsi aktif, ne yapacağını bilemez, çaresiz donakalırsın.
Kanser gibi kronik hastalıkların teşhisi konduğu anda uzman doktorların tedavisi devam ederken hastaların % 80'den fazlası modern tıbbın haricinde farklı (alternatif tıp) tedavi yolları aramaktadır. Alternatif tıp, geleneksel ve doğal bitkilerin hasta tedavisinde kullanılmasıdır. Modern tıbbın çaresiz kaldığı durumlarda devreye sokulan bu tedavi yöntemleri, para kazanmak için her türlü üçkâğıdı kullanan insanlar tarafından suiistimal edildiği için birçok hekimin şiddetle karşı çıktığı bir uygulama haline dönüşmüştür.
Hekimlere hak vermemek mümkün değil; çünkü ülkemizde alternatif tıp "kocakarı ilacı" ya da "aktarlar kültürü" dediğimiz alanda sıkışıp kalmıştır. Üzerinde yeterince bilimsel araştırmanın uygulanmamasının arkasında ise konuya ilgisizlik mi yoksa medikal dünyaya akan paranın farklı kanallara yönelme korkusu mu yatmaktadır artık orasını bilemeyiz.
Oysa 1930'larda Alman Dr. Max Gerson tarafından bulunan ve "Gerson tedavisi" olarak adı geçen tedavi, özellikle Amerika'da tıp doktorlarının kanser tedavisinde tamamlayıcı tıp olarak destek aldığı, üzerinde bilimsel araştırmalar yaptığı bir yöntem olmuştur.
Tamamen doğal beslenmeye ağırlık veren bu tedavi, ülkemizdeki birçok sanatçı ve politikacılarımızın kanser tedavisi gördüğü Amerika'daki MD Anderson Kanser Merkezi'nde de alternatif tıp olarak onkologlar tarafından uygulanmaktadır.
Gerson tedavisine şöyle bir bakıldığında, aslında hekimlerin hastalara genelde önerdikleri yeme ve yaşama tarzının bir özeti olduğu ortaya çıkar. Bu tedavi hekim kontrolünde uygulanırken en çok karşılaşılan sıkıntı, hastaların fazla yeme alışkanlıkları.
Tavsiye olarak hastaların önce bir nevi oruç tutarak midelerini dinlendirmeleri ve midelerinin normal boyutlarına geri dönmesi öneriliyor. Sanırım bu öneri sırasında hekimler "sadece bir avuç dolusu yiyecek" kuralını göz önünde bulunduruyorlar.
Ramazanı bir fırsat olarak görüp midelerimizi normal boyutlarına döndürmemiz aslında hiç zor değil. Yeter ki sofradan doymadan kalkmayı becerebilelim. Nick Cave'in çok güzel bir sözü vardır: "Beyniniz midenizin değil, mideniz beyninizin esiri olsun. Yedikleriniz bir gün sizi yemesin!"

Gerson tedavisinin ana kuralları

BU tedavi kesinlikle doktor denetimi altında vücuttaki gelişme ve değişiklikleri sürekli kontrol eden laboratuvar testleri eşliğinde uygulanıyor. Ana prensip, vücudun inanılmaz "kendi kendini tedavi" mekanizmasının doğal yiyecek ve içeceklerle son sürat devreye sokulmasıdır.
Kanser, eklem rahatsızlıkları, kalp hastalıkları, alerji gibi kronik problemlerde başarılı sonuçlar alınmış, bilimsel araştırmalara son 5 yıl içerisinde daha çok hız verilmiştir. İşte çok sayıdaki ana kurallardan sadece birkaçı:
1. Her türlü içme suyu aslında içilir nitelikte değildir. Mümkünse alkali, doğal kaynak suyu tüketilmelidir.
2. Yediğiniz sebzelerin sadece % 30'unu pişmiş, diğerlerini çiğ olarak tüketin. Pişmemiş sebze ve meyvenin taze sıkılmış suyu, vücuttaki toksik maddeleri yıkayarak bağışıklık sistemini ayağa kaldıran mucizevi bir içecektir. Hastalık anında saat başı taze sıkılmış bir bardak organik sebze ve meyve suyu içilmelidir.
3. Şekeri ve şekerli her türlü yiyeceği minimuma indirgeyin.
4. Et ve süte veda edip bir süre protein ve kalsiyum ihtiyacınızı bitkilerden sağlayın.
5. Stres yaratan kişi ve ortamlardan uzak durun.
6. Onsuz yaşamam listesine brokoliyi, kantaron otunu, C vitaminini ve selenyum taşıyan yiyecekleri, badem ve cevizi, keten tohumunu, buğday çimini, sarmısağı mutlaka ilave edin.

12 Mart 2013 Salı

Efendimizin Sünneti !


Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde,midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…


• Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağ ırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…

• Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu…

• Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu..

• Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…

• Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini..

• Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini…

• Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…

• Bütün bunların, 1600 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı
ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu...BİLİYOR MUYDUNUZ ?